29 Aralık 2012 Cumartesi

Hani bazen çok güzel bir rüyanın ortasında uyanırız ya!..Daha sonra hemen tekrar yatıp o rüyanın devam etmesini isteriz ama bir türlü devam etmez ya!.. 

Belki de o rüyalar devam etse o kadar güzel tamamlanmayacak. Belki de o rüyaları bu kadar güzel yapan yarım kalmaları, tamamlanmamaları...

Bazen beklediğimiz insanların da o rüyalara benzediğini düşünüyorum. 

Belki de o insanları bu kadar güzel yapan ve bizleri bekleten de bazı yarım kalmış duygular. Belki gelseler bu kadar güzel olmayacaklar. Belki de biz onları beklediğimiz için bu kadar güzeller...

28 Aralık 2012 Cuma

Hani şair demiş ya: " Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi..." Sahi yetmez mi? Yeter. Bir bakış, bir gülüş, bir sesleniş yeterdi her şeyi anlatmaya. Öyle sayfalar dolusu yazılar yazıp anlatmak gerekmez, öyle saatlerce konuşmak da gerekmez. Bir "Merhaba" sıcaklığına yetinebilirdik. Bir gülüşe sığınabilirdik. Bir bakışa inanabilirdik.

Olmadı ama... Yetinemedik, sığınamadık, inanamadık. Neden bilmiyorum ama anlatmak bu kadar kolayken biz anlatmamayı seçtik... Yüreklerimizde söylenmemiş türkülerimiz, yaşanmamış güzel anılarımız ve artık anlatılması zor hikayelerimiz kaldı.                                                                                              

25 Aralık 2012 Salı

"Unuttum, artık eskide kaldı" dersin. Sonra bir yerlere sinmiş olan kokusu gelir burnuna... En derininde kalmış, sakladığın tüm özlemler canlanır. Daha çok özlersin. 

Her şeye bir nebze de olsa katlanmayı öğrenirsin ama kokusuna asla dayanamazsın.  Duyduğun her koku sana onu anımsatır. Belki kendisi çoktan gitmiştir ama kokularıyla hayatındadır. Tüm inandırıcılığıyla burnunun dibindedir. Ne yaparsan yap, nereye gidersen git!  O kokular gitmez. Onu yaşarsın tekrar tekrar. Unutmadığını, unutamayacağını o kokularla anlarsın.


22 Aralık 2012 Cumartesi

keşke


Keşke hiç gelmeseydin.
Keşke hiç tutmasaydın elimi. Keşke hiç sarılmasaydık. Keşke hiç bana gülmeseydin. Keşke hiç kokun sinmemiş olsaydı üzerime. Keşke hiç, bir sabah uyandığımda bana "Günaydın" demeseydin.

Belki o zaman gidişin bu kadar acı vermezdi. " Aman çıktı gitti hayatımdan " derdim sadece. Diyemedim işte,  hiç kimsenin senin gibi kokmayacak olması, hiç kimsenin bana senin gibi gülmeyecek olması,  hiç kimsenin bana senin gibi sarılamayacak olması, hiç kimsenin senin gibi "Günaydın" diyemeyecek olması gibi gerçekler var artık hayatımda.

 Sen bir defa gittin ben her gün uğurluyorum seni. 
 Keşke hiç gitmeseydin.                                                          Hakan Altay                                                          

21 Aralık 2012 Cuma

Yaşanmamışlıklar

Her gidiş geride bazı paranoyaklıklar bırakır. İnsan yitik bir aşkın sonrasında sebepsizce aramaya başlar onu... Belki onunla bir daha asla olmayacağını/olamayacağını da bilir ama insan bu, hiç vazgeçer mi? Vazgeçmez. İnsanların yüzüne sebepsizce "Acaba o mu? " diye bakar durur. İster ki o olsun. İster ki gözlerinin içine baksın, ister... İnsan bu, ne olursa olsun ister bunu...

İster çünkü hiç kimsede o yüzün sıcaklığını göremez, ister çünkü hiç kimse suratına onun gibi bir gülüşü yakıştıramaz, ister çünkü hiç kimse ona onun gibi bakamaz, ister çünkü hala yaşanmamış bazı şeyler vardır içinde. O yaşamadıklarını da onunla yaşamak ister. Aradaki tüm o engellere rağmen ister bunu, o yüzden her gördüğünü ona benzetir. Benzesin ya da benzemesin, benzetir insanları ona, bir şekilde benzetir. "Aynı onun gibi gülüyor, aynı onun gibi bakıyor, aynı onun gibi yürüyor" der. Der bir şeyler ama bilir de, hiç kimse onun gibi gülemeyecek, hiç kimse onun gibi bakamayacak, hiç kimse onun gibi yürüyemeyecek... Bunu bile bile yaşar. Hep bir yaşanmamış duygular vardır içinde, söylenmemiş şarkılara benzer.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Git

"Git" dersin. Gururun için git dersin misal. O anlamsız duygu sanki  ondan daha önemliymiş gibi ağzından dökülür: Git. Söylemek kolay gelir, gidince her şeyin düzeleceğini falan düşünürsün. Düzelmez. Çünkü bilirsin ki seni ona bağlayan aslında o düzelmesini istediğin şeyler. Farkında olmasan da o şikayetçi olduğun, o sevmediğin şeyler de bağlar seni ona.

Bu kadar kolay söylediğin bir kelimenin sonrası vardır. Sonrası hiç bu kadar kolay değildir ama... En zoru da o gittikten sonra yeni bir hayata alışmaktır. Alışamazsın. Alışan olmadı daha... Kimse alışamaz. Hayatından  gitmiş insanların yokluğuna duyduğun özlemle yaşarsın sonra, hiçbir zaman alışamayacağını bile bile... Saklarsın içinde. Soran olursa sanki umurunda değilmiş gibi davranırsın, serde "Gurur" var hani... İçin içini yer. Kimse bilmez. O şikayet ettiğin şeyleri sana kimse veremez ondan başka. Hep bir özlem içinde yaşarsın sonra...O anlamsız gururunu pohpohlayarak.